Budala / Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
Dostoyevski'nin bireyden topluma uzanan harikulade ruhsal çözümlemeleri ve psikolojik tahlilleriyle büyüleyen, unutulmaz eseri.
Yazarın deyişiyle "Niyetim bütünüyle güzel bir insanı anlatmaktır."
Kitaptan birkaç alıntı:
" Prens Mışkin:
- Eskiden de çok cinayet işlendiğini, hem de böyle korkunç cinayetlerin işlendiğini ben de biliyorum. Geçenlerde cezaevlerini dolaştım, birkaç mahkûmla, sanıkla tanışma fırsatım oldu. Hatta onlarca insanı öldürmüş ve hiç pişmanlık duymayan çok daha korkunç katillerle tanışma fırsatım da oldu. Bakın bu arada neyi keşfettim: en azılı, en acımasız katil bile suçlu olduğunu biliyor, yani hiç pişmanlık duymasa da, kötü bir şey yaptığını vicdanında kabul ediyor. Ve hepsi böyledir. Oysa, Yevgeniy Pavloviç'in bahsettiği katiller kendilerini suçlu bile kabul etmezler, buna hakları olduğunu, hatta iyi bir şey yaptıklarını düşünürler. Aşağı yukarı durum böyledir. Bana sorarsanız, korkunç fark buradadır işte. Unutmayın ki, bunu yapanlar gençlerdir, yani çarpık düşüncelere kolayca kendilerini kaptırabilecek yaşta olan gençler...
Prens ş. artık gülmüyor, hayretle dinliyordu prensi. Uzun süredir bir şey söyleme niyetinde olan Aleksandra İvanovna, aklına çok değişik bir şey gelmiş gibi susuyordu. Yevgeniy Pavloviç ise prense büyük bir şaşkınlık içerisinde bakıyordu. Ama şimdi bakışlarında en ufak bir alaycı tavır yoktu."
"Din! sonsuz yaşamı kabul ediyorum, belki her zaman da kabul ettim. Varsın, yüce gücün iradesiyle bilinç tutuşmuş olsun, varsın dünyaya bakıp "ben varım" desin bilinç, varsın yazgısı bu güçle yok olmak olsun. Hepsini kabul ediyorum, ama yine de her zamanki o soru geliyor aklıma: tüm bunlarda benim tevazuma ne gerek var? Beni yediği için kendisine övgüler dizmemi beklemeden yiyemiyor mu beni? İki hafta beklemek istemediğim için orada birileri gücenir mi acaba? (burada ölümlü hastanın intiharından bahsediyor) buna inanmıyorum; evrenin ahengi, bir takım artı-eksi hesapları, bazı kontrastlar gibi nedenlerle benim, bir atomun değersiz yaşamına ihtiyaç duyulduğuna inanmak çok daha makul geliyor. Tıpkı diğerlerinin yaşamını sürdürmesi için hergün pek çok varlığın kurban edilmesi gibi. olsun varsın! Kabul ediyorum, başka türlü, yani kalıcı olarak birbirini yemeden dünya düzeni kurulması olanaksızdır belki; hatta bu düzenden bir şey anlamadığımı bile kabul edebilirim. Ama bana "ben varım" deme bilinci verildiğini kesin olarak biliyorsam, dünya düzeninin hatalı kurulmasından ve başka türlü varlığını sürdüremeyecek oluşundan bana ne? Hâl böyle iken, kim ne için yargılayabilir beni? Siz ne derseniz deyin, bütün bunlar olanaksızdır, haksızdır.
Bu arada, çok istememe karşın, gelecekteki yaşamın da, cennetin de olmadığını hiçbir zaman düşünmedim. Daha doğrusu, evet, hepsi var bunların. Ama, bizler gelecekteki yaşamdan da, onun yasalarından da bir şey anlayamıyoruz. Peki ama bunu anlamak da bu denli zor, hatta olanaksızsa, benim için ulaşılmaz, anlaşılmaz olan için nasıl sorumlu tutulabilirim? Evet, onlar da, elbette onlarla birlikte prens de boyun eğmek gerektiğini, düşünmeden, yalnızca ahlâklı olmak için boyun eğmek gerektiğini, uysallığım sayesinde öteki dünyada kesinlikle ödüllendirileceğimi söylüyorlar. Onu anlayamadığımız için kendi kavramlarımızı ona yakıştırarak Tanrı'yı aşırı derecede küçümsüyoruz. Ama tekrar söylüyorum, onu anlamak olanaksızsa, insanın anlamasına izin verilmemiş şeylerle ilgili sorulara insanın cevap vermesi oldukça zordur. Öyleyse kaderin gerçek iradesini, yasalarını anlayamadıysam, beni nasıl yargılayacaklar? Neyse, din konusunu kapatalım."
"Özelliklerine, kişiliklerine dair şeylerin bir çırpıda tam olarak anlatılması zor insanlar vardır. Toplumların gerçekten de büyük çoğunluğunu oluşturan bu insanlara genellikle "çoğunluk" denir, "sıradan" denir. Yazarlar romanlarında, öykülerinde çoğu zaman toplumda belirgin özellikleri olan tipleri ele almaya ve onları sanat değeri olacak bir biçimde anlatmaya çalışır. Değişik özellikleri olan bu çeşit tiplere toplumda pek sık rastlanmaz ama, bunlar aslında gerçeğin kendisinden de gerçektir.
Hatta kimi zaman bu daha akıllı ve özgün insanlardan kimileri sadece dürüst değil, iyi yürekli de olurlar. Ailelerinin kaderi onlara bağlıdır, çalışarak sadece ailelerinin değil başkalarının bile geçimini sağlamaktadırlar. Peki ama neye yarar bu? Yaşamlarının sonuna dek huzur bulamazlar! İnsan olarak sorumluluklarını çok iyi yerine getirdikleri düşüncesi teselli etmez onları. Tersine, sinirlerini bozar; "işte bunun için uğraştım durdum bir ömür boyu... bu bağladı elimi kolumu... bu engel oldu barutu bulmama! Bu olmasaydı ya barutu bulurdum ya da amerika'yı keşfederdim. Aslında ne olduğunu şu an kestiremiyorum ama muhakkak birşey bulurdum." Bu bayların en karakteristik özelliği de neyi bulmaları gerektiğini, barutu mu bulmaları gerektiğini yoksa Amerika'yı mı keşfedeceklerini ömürleri boyunca bir türlü bilememeleridir. Ama hiç kuşku yok ki, buluş yapma uğruna çekecekleri özlem de, acı da Kolomb ile Galileo'nunkinden aşağı kalmaz."
Böyle bir dünyada dürüst olmak “budala” olmaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder