Window to the World
21 Aralık 2015 Pazartesi
İnsanın Anlam Arayışı / Viklor Emil Frankl
"Henüz yeşermekte olan ekini çiğnemememiz gerektiği konusunda bir şeyler kekeledim. Canım sıkıldı, öfkeyle bana baktı ve bağırdı: “Konuşma! Bizden yeterince şey alınmadı mı? Karım ve çocuğum gaz odasmda öldü -başka şeyleri anmama gerek yok- ve sen birkaç yulaf sapım çiğnememi yasaklayacaksın!” Bu insanlar, kendilerine kötülük yapılmış bile olsa, hiç kimsenin kötülük yapma hakkına sahip olmadığı yolundaki sıradan gerçeğe ancak yavaş yavaş döndürülebilirdi. Onları bu gerçeğe döndürmek için çaba göstermemiz gerekiyordu, aksi takdirde
24 Ekim 2015 Cumartesi
Başarıya Götüren Aile / Doğan Cüceloğlu
Çocuğunun sadece okul hayatında değil, meslek ve aile hayatında da başarılı, mutlu, özgüveni yüksek bir birey olmasını isteyen ailenin nasıl davranması gerektiğini çok sade bir dille ve çok net bir şekilde anlatmış Doğan Cüceloğlu. Hayatlarımızın "keşke"'lerle değil de, "iyiki"lerle dolu olmasını isteyenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap.
…Hayır hayır! Korkuyorum ölümden!!
Boşa geçen bir yaşamın ardından nasıl gidilir oraya?!
Özgürce çizmeliydim yaşamımı zorda olsa,
özgürce ulaşmalıydım sona.
...kanaviçe gibi dokumalıydım, güzellikleri, gizemleri.
………………..
Tüketmek için bunca acele ettiğimiz takvim yapraklarına…
Onca hızla çevirdiğimiz akreplere yelkovanlara…
İçine gönüllü daldığınız o insafsız rutin çarkına…
Söyle bir uzaktan baktığınızda, ne hissediyorsunuz?
“Ne kadarı benim hayatım diye“ soruyor musunuz?
Ne kadarını başkaları yaşamış benim yerime…
Ya da “Ben başkalarının” ?
“Aynadakinin ne kadarı benim, ne kadarı oynadıklarım?...”
10 Eylül 2015 Perşembe
Beyaz Zambaklar Ülkesinde / Grigoriy Petrov
Bir milletin uyanışı, bilinçlendirilmesi ve bilinçlenmesi ne kadar önemli ? Bu soruyu hayatlarımıza bakınca da cevaplayabilir belki yeteri kadar ufkumuz ve özeleştiri gücümüz varsa; samimiysek.
Petrov, kitabında bütün bu konuları inanlımaz bir dürüstlükle, samimiyetle, gerçekçilikle ele almış.
"Fakat sizin yüksekokullarınızdan yetişenlerin, aslında hayat bilgisinen yoksun bir topluluk olarak mezun olduklarını biliyor musunuz? Bu şahıslar aydın değiller, aydın taklidi yapıyorlar. Öğrencilerinize, yüksekokulların diploma atölyesi değil etrafa ışık saçan canlı mumların üretildiği fabrikalar, ülkenin zihinsel ve manevi açıdan aydınlanmasını sağlayan merkez istasyonlar olduğunu anlatın."
"Halk kitlelerinin zakasının geliştirilmesi, irade ve kalbinin terbiye edilmesi ve milyonlarca insanın aydınlanması konusunda birileri az da olsa kafa yormamış, halkların maddi ve manevi yaşamının iyileştirilmesinden kimse kaygı duymamış ve sorumluluk hissetmemiştir. Milyonlarca insan derin, akıllarıa durgunluk veren bir yoksulluk içinde doğarak yaşamakta ve ölmekte. Bu böyle mi olmalı? Birçoğu doğuştan zeki olan milyonlarca insanın hayatı akılsız hayvanlardan farksız. Milyonlarca kardeşimiz kaba, acımasız ve ahlaksız bir ruha sahip. Bütün bunlar kader midir?Toplumun bütün kesimlerine sirayet eden utanç verici aptallık ve umursamazlık da kader olarak mı görülmeli?"
"İnsanlar hala büyük bir çocuğa benzemektedir. aptal ve küçük çocukların yaptığı gibi, aralarındaki anlaşmazlıkları kavga ederek ve savaşarak çözmek istiyorlar. Tanrı ve hayatın kutsallı hakkında yaptıkları tartışmalarda akılsız çocuklar gibi kaprisli ve inatçı davranıyorlar. Tanrı'yı sopalarla, taşlarla, idamlar ve ateşle korumak niyetindeler."
"Onlar dini cansız dogmalar yığınına, yüzlerce kural, başlık ve önermelerden oluşan inanç gramerine dönüştürmüşler. Peygamberler insanlara sevmeyi öğretmiş ve sürekli "Sev, sev, sev!" diye tekrarlamışlardır. İnsanları sev! Her türlü insanı, her çeşit canlıyı, bütün dünyayı - ağacı, taşı, tarladaki kum tanesini, gökyüzündeki yıldızı sev! Her şeyi ve Her şeye Hayat Veren'i sev! Peygamberler "Tanrı'yı ve ona yakın olanı sev" diye öğüt veriyorlardı. Bütün ilahi emirlerin, dinlerin ve peygamberlerin öğretisinin anlamı ve özü bu sevgide saklıdır."
"Başlıca düşüncemi ısrarla tekrarlıyorum: asalak, hayatı tahrip eden değil, onu inşa eden ve güzelleştiren insanlar olmaya gayret edin."
"Halkın zekasına ve vicdanına hitap ediyor ve şu soruyu soruyordu: Siz kimsiniz: sanatçı ve hayatın mimarları mı, aptal, tembel solucanlar mı, yoksa bütün iyi şeyleri yıkan, yerle bir eden yırtıcı mı?"
Kitabı herkesin okuması ve özeleştirel yaklaşarak kendini sorgulaması gerekiyor. Ben ne yapabilirim, nasıl katkı sağlayabilirim? in herkes kendi çapında cevabını bulup uygulaması gerekiyor. Eleştiri yapmak değil, özeleştiriyi öğrenmemiz gerekiyor. Kitaptaki olay ve karakterlerin çoğu bize yabancı gelmeyecektir. Okumak, düşünmek ve harekete geçmek.
5 Eylül 2015 Cumartesi
Araştırma Yazısı / Su Düşünce ve Sözcüklere Tepki Veriyor
Kitabında:”Su cansız bir madde değil;canlı ve duyguları algılayan kristallerden oluşmaktadır. Su çevresinden pozitif ve negatif bilgileri alır ve ona göre tepki verir.”diyor Prof.Emoto.
Yaşamımızda sözcüklerin ruhsal ve fiziksel dengemiz için ne denli önemli olduğu gerçeği öğretilmedi. Kuantum fiziği ile her şeyin bir enerji olduğu gerçeği, tamamlayıcı tıpta gelişimini sürdürürken buna paralel olarak yapılan deneylerde de ilginç sonuçlarla karşılaşıldı.
Japon bilim adamı Masaru Emoto, yaptığı deneylerde suyun yüklenen enerjiyi yada çevresindeki enerjiyi kendisine kopyalayarak uygun şekillerle tepki verdiğini ortaya koydu.
Bilimadamı Masaru Emoto’nun Deneyleri
“İçinde su olan şişe üstüne yazılmış veya sözel söylenmiş olan sözcükler, düşünceler, suya çalınmış olan müzik veya oynatılmış film ile suyun yapısal özelliği değişiyor”
Yaratıcı Japon bilim adamı Emoto'nun su damlacıklarını dondurup fotoğraf çekme kapasitesi olan bir karanlık alan mikroskobu altında incelediğinde; çalışmasında somut kanıtlarla insanın titreşimsel enerjisinin, düşüncesinin, kelimelerin, fikir ve müziğin, hatta son yaptığı çalışmalarda suya oynatılan filmlerin dahi suyun moleküler yapısını etkilediği bilgisine vardı. Bu bilimsel sonucu pozitif düşünce ile uyarladığımızda, bilinçli sözcük seçimi ile düşünce modelimizi değiştirdiğimizde, kendimizi hissediş tarzımızı ve ruhsal ve fiziksel sağlımızı bir üst boyuta geçirebiliriz.
Dua Esnasında Değişen Su Kristali
Belki de suya dua okumanın şifa verdiği bilgisi kısmen safsata gibi dursa da bu inancın altındaki işleyiş sisteminde; suya kayıt edilen şifa enerjisinin bedendeki her bir hücreye giderek, iyileşme bilgisini aktarıyor olması olabilir mi? Masaru Emoto, deneyini göl suyunun duadan önceki fotoğrafı ile duadan sonraki kristallerin fotoğrafladığında da, arada muazzam bir değişiklik olduğunu vurguluyor.
Kelimelerin Enerjisel Frekansları Suyun Moleküler Yapısını Değiştiriyor.
Çok daha ilginç olan sadece kağıt parçalarının üzerlerine farklı anlamlardaki kelimeler yazılıp bunları su şişelerine yapıştırıldıklarında, yine ‘teşekkürler ’ yazılı şişedeki suyun son derece güzel bir kristalle tepki verirken, ‘aptal’ kelimesi yazılı şişedeki suyun aynı “heavy metal” müziğin etkisinde olduğu gibi biçimsiz, parçalı kristal şekilleriyle tepki verdiği ortaya çıkıyor.
Yine benzer bir deneyde, pirinçle dolu iki cam şişeye bir ay boyunca sağdakine ‘teşekkürler’ soldakine ‘seni aptal!’ gibi ifadeler tekrarlatıldığında, teşekkürler edilen kavanozdaki pirinçlerin malt benzeri olgunlaşmış bir koku salarak fermante olduğu ancak aşağılayıcı ifadeye maruz kalan diğer kavanozdaki pirinçlerin ise çürüyüp karardığı gözlemlenmiştir.
Bu deneyi biraz değiştirip, içine pirinç yerleştirilmiş başka bir kavanozu da deneye tabi tutarak ancak bu sefer, kavanozdaki pirinci görmezden geldiklerinde çok şaşırtıcı bir şekilde yok sayılan pirincin aptal diye bağırdıkları pirinçten daha önce çürüyüp karardığı gözlemleniyor.
Masaru Emoto bu konu hakkında;“bir şeyi pozitif yada negatif dikkat yöneltmek, enerji vermenin bir yoludur. İnsan davranışındaki en zarar verici biçimi bir şeyden dikkatini esirgemektir”şeklinde açıklıyor.
Bütüne Etki
Dünyanın da sularla çevrili olmasının gezegenin bilinci ile insanlığın ortak bilinci arasında bir paralellik sağlayabileceği fikrini benimseyen bilim adamı Masaru Emoto bu konu hakkında;
“Bozulan dünyamız için bir şeyler yapmayıp yaralı ruhlarımızı iyileştirmediğimiz sürece fiziksel hastalıklar yüzünden acı çeken insanların sayısında hiçbir azalma olmayacaktır. Dünyadaki bozulma aslında ruhun bozulmasıdır. Ve darbe etkisi tıpkı denize düşen bir damlanın sonsuza açılan dalgalar yaratması gibi, tek bir ruhtaki bozulma bütün dünyaya dalga dalga yayılır ve bütünü etkileyen bir bozulma başlatır” şeklinde ifade ediyor.
Nefret-SevgiÖfke-İyilikKorku-CesaretEndişe-SükunetGerginlik-Rahatlık |
Ve yine Masaru Emoto negatif duygu ve düşüncelerden kurtulmak için yapılması gereken tek şeyin, negatif duygunun tam zıddı olan duyguyu devreye sokmak olduğunu söylüyor ve bunu küçük bir tablo ile açıklıyor.
Şükran kristallerinin titreşiminin sevgi kristallerine göre daha güçlü ve etkili etkisi olduğunu belirten Masaru Emoto yüreğimizin şükran duygusu ile dolduğunda bedenimizi oluşturan suyun o denli saflaşabileceğini vurguluyor.
Bedenimizin %70 ini oluşturan suyun, hücrelerimize şifa taşıması niyetiyle düşündüklerimize dikkat edelim diyerek araştırmamızı bitiriyoruz.
Masaru Emoto'yla ilgili ayrıntılı İngilizce bilgi için:
http://www.masaru-emoto.net siteden öğrenebilirsiniz.
Kaynak: Suyun Gizli Mesajı –Kuraldışı Yayınları / Masaru Emoto
Bu fotoğraflar suyun inanılmaz yansıtmalarını gösteriyor. Canlı ve her duygu ve düşüncemize tepki veren bir madde. Suyun, çevresindeki titreşim ve enerjiyi kolayca kopyaladığı açıkça ortadadır. Su, bir şey söylendiğinde, ona aktarıldığında, anında etkilenmekte.
Fotoğraflardaki dondurulmuş sulara,
dondurulmadan önce ya sözel olarak veya şişenin üstüne yazılarak resimlerin
altında yazılı kelimeler yüklenilmiş. Su, kelimelerin enerjisini kopyalıyor
ve görüntü olarak şaşırtıcı bir şekilde kelimenin manasını yansıtıyor.
Kelimelerin enerjisel frekansları suyun moleküler yapısını değiştiriyor.
Yapılan araştırmada ayrıca suya müzik çalınmış, film de oynatılmış. Örnek
fotoğraflarda kelimelerin ve müziğin etkisini görebiliyorsunuz. Film
oynatıldığında korku filmlerinin, şiddet içeren filmlerin kötü bir etkisi
olup, şekil bozuklukları yarattığı görülmüş. (Bu yüzden sizlere bu tarz
filmleri hiç seyretmemenizi veya mümkünse hiç olmazsa hemen uykudan önce
seyretmemenizi tavsiye ederim. Uykudan hemen önce yapılan şeyler
bilinçaltına daha çabuk yerleşir ve etkiler.)
Su hücreler arası bilgi alış-verişini sağlar. Bu şekilde var olabiliyoruz.
Sizin gün içinde düşündüğünüz ve söylediğiniz her şey tüm hücrelerinizi
etkiler, çünkü bedeninizdeki su bunların enerjisini kopyalayıp hücrelere
dağıtır. Dolayısı ile siz bir bakıma düşündüğünüz ve konuştuğunuz şeyler
olursunuz, bedeninizi de etkilersiniz. "Ben hep hasta olurum." dediğinizde
içinizde dolaşan su o kaliteye bürünüp bunu hücrelere iletir. "Beni hasta
ediyorsun, seni öldüreceğim" cümlesi yüklenilmiş olan suyun fotoğrafına
bakınız. Düşündüklerinizin ve konuştuklarınızın kalitesinde yaşarsınız. Tüm
hayatınız ve sağlığınız hücrelerinizde var olan, atalarınızdan aktarılan ve
kendi geçmişinizden gelen bedeninizdeki sudaki bilgilerin kaydıdır.
Bir
başka örnek var:
Solda "Teşekkür ederim!"
Sağda "Seni aptal!"
Yandaki resimde Japonya'da iki ilkokul talebesinin, okul için yaptığı bir deneyin sonucunu görüyorsunuz. İki farklı şişeye pişmiş pirinç koyup şişenin birine "Teşekkür ederim!" diğerine ise "Seni Aptal!" diye yazmışlar. Bir ayın sonunda "Teşekkür ederim!" yazılan pirincin renginin sarı ve kokusunun helmelenmiş pirinç gibi olduğunu ve "Seni Aptal!" yazılan pirincin ise simsiyah ve kötü kokulu olduğunu, pirincin bile kelimelerden etkilendiğini görmüşler. Bu deney yayılmış ve dünyada birçok değişik insan aynı deneyi tekrarladığında aynı neticenin elde edildiğini görmüşler. Siz de deneyebilir, farklı kelime veya cümlelerle ne tür netice elde ettiğinizi görebilir, söz ve düşüncenin etkisini bizzat gözlemleyerek yaşayabilirsiniz.
Masaru Emoto'yla ilgili ayrıntılı İngilizce bilgi için:
http://www.masaru-emoto.net
http://www.hado.net/index2.html
Masaru Emoto'nun bilimsel çalışmaları, fotoğrafları ile yayınlanmış olan "The Message from Water" isimli kitabında bulunuyor. www.amazon.com'da DVD olarak da bulabilirsiniz.
Emoto'nun hipotezi 2014 yılında Carry Poppy tarafından tekrarlanmış ve başarısız sonuçları yayınlamıştır. Dr. Emoto'nun çalışmalarının herhangi bir bilimsel değerinin olmadığı, sergiler, kitap yayınları ve benzeri yayınlar ile kişisel çıkar sağlamaya çalıştığı şu ana kadar bilimsel olarak ortaya konulabilecek tek gerçektir, diyor wikipedya.
Fakat kanaatimce bu hipotez henüz kanıtlanamamış olsa da büyük oranda doğruluk içeriyor.
"Bir kişiye 40 gün deli dersen deli, akıllı dersen akıllı olur"- atasözü
Sözlerin etkisini hepimiz biliyoruz, fakat neden bu sözler bu kadar etkili?
İnsan vüvudunun %70'i sudan oluşur.
Hipotezi elimizin tersiyle itmeden üzerinde düşünmekte fayda var elbette.
Etiketler:
Bilimadamı,
deney,
Masaru Emoto,
sözlerin gücü,
su
4 Eylül 2015 Cuma
Yaralı Ceylanlar Kulübü / Mim Kemal Öke
Prof.Dr.Mim Kemal Öke, insan olma yolculuğunda çok önemli yol katetmiş biri.
Balçiçek İlter'in kendisiyle yaptığı röportajı okurken tanıdığım, okudukça daha çok tanımak istediğim, merak ettiğim bir insan.
Entelektüel, siyasi, beyaz Türk bir aileden geliyor, dedesi masonluğun en üst derecelerinden. Ailesinin zorlamasıyla Robert Kolejini, Cambridge'de çift fakülte derken Türkiye'nin en genç profesörü oluyor. Ben de bu röportajı okuyana kadar kendisiyle ilgili sadece bu kadarını biliyordum. Fakat ailesi ve özellikle kızı Nazlı için verdiği mücadele takdire şayan. Kendisinin de kitapta ifade ettiği gibi "herkes benim Nazlı'yı eğittiğimi sanıyor, fakat aslında Nazlı beni eğitti, bana farklı bakış açıları kazandırdı"diyor.
Hayat yolculuğunda "insan" olmak için çabalayan, aklın ve kalbin önemini anlamış; mücadelesini vermiş ve vermeye de devam eden güzel insan.
"Kendi ruhu bozuk olanlar, çevreyi de bozar. Çevrenin temizlenmesi, temiz imsanların duygu ve düşüncelerini topluma aktarmasına bağlıdır."
"Herkesin içinde bir nefis var. Nefis, binek atıdır! İnsanlığın daha ileri gitmesi için mutlaka "hayy"dediğimiz o canlılık faktörüne de ihtiyacı vardır. Hayvanlık da buradan gelir. Dolayısıyla hayvanlığınızı reddederek bir yere varamazsınız! Mübarek insanlar, "Nefsinize eziyet etmeyin,"derler. Yani binek atınızı, kendiniz ve toplum için nasıl kullanacağınızı iyi bileceksiniz. Bir reklamda vurgulandığı gibi"Kontrolsüz güç, güç değildir!"
Etiketler:
akıl,
gönül,
hayat yolculuğu,
insan olmak,
kalp,
kitap,
Mim Kemal Öke,
okumak,
profesör,
sufi,
Yaralı Ceylanlar Kulübü
14 Ağustos 2015 Cuma
Beyoğlu'nun en Güzel Abisi / Ahmet Ümit
"Kadınlar,"diyor bir ses zihninin derinliklerinden... "Kadınlar, onlarla oynayamazsın..." Oynadığını zannedersin ama bir de bakmışsın, asıl oyuncak sen olmuşsun." Okuduğum ikinci Ahmet Ümit Roman 'ı. Sevdim, çünkü yine ilk ipucunda katili (Sadri) tahmin ettim. Bir gün yazar 'la karşılaşırsam sormak isterim :- okuyucusuna bu zevki özellikle mi yaşatıyor? :)
Uçurtma Avcısı / Khaled Hosseini
Elinden
tutamadığım, duama katamadığım, hayatına dokunamadığım bütün Sohrab
'lardan özür dilerim. Bu dünyayı yaşanabilir kılamadığım, o masum
gözlerdeki yaşı silip gülümsetemediğim için...
"Yalnızca yaptıkların ve yapmadıkların vardır".
Afgan
topraklarının işgali, kültürleri, adetleri, insan ilişkileri,
dostluklar, sadakat, pişmanlıklar... Ve daha birçok konuyu, yaşamı
harmanlayıp bu güzel romanla bize aktarmış Khaled Hosseini.
Etiketler:
afganistan,
cocuk,
Khaled Hosseini,
masumiyet,
savaş,
Uçurtma Avcısı
Sis ve Gece / Ahmet Ümit
Dinlendirici oldu, Ahmet Ümit ile Sis ve Gece . Katil karakteri ile tanıştırdığı anda hissettim ki katil o... Belki de yazar'ın okuyucuya hissettirmek istediği de bildim, buldum duygusu :)
Bin Muhteşem Güneş / Khaled Hosseini
Hangi coğrafyada dünyaya geldik, ailemiz kim, cinsiyetimiz ne? Ne kadar önemli değil mi? Statümüzü belirleyen, yolumuzu açan veya kapatan, hayatımıza yön veren... Meryem de bir kız çocuğu ve harami olarak Afganistan'da doğmasaydı, kaderi de böyle olmayacaktı belki... Herşeye ramen savaşmaya değer, çünkü değişim ancak o zaman gerçekleşebilir, umut olur... Khaled Hosseini insanlığı ne de güzel anlatmış. Dünya üzerindeki her insanın, her türlü sömürüden kurtulmuş, insan olmanın bilinci ile, "insanca" yaşaması ümidiyle...
Ferrari'sini Satan Bilge / Robin Sharma
On yıl önce, kitap yeni çıktığında "bir Bilgenin Ferrari'si mi olur" diyerek kitabı almamıştım; fakat Robin Sharma ile ilgili bir kaç yazı okuduktan sonra aldım okudum. "Hepimiz burada özel bir nedenle bulunuyoruz. Kendi gerçek çağrın ve başkalarına nasıl yardım edebileceğin üzerine düşün. Bugün yaşam ateşini tutuştur ve ışıl ışıl parlamasına izin ver. Olabileceğinin en iyisi ol." Diyor Robin Sharma. Hepimizin istediği de bu değil mi zaten? Bütün kişiselgelişim kitapları, konuşmaları, bütün öğretiler, bütün dinler de özünde aynı şeyi anlatmıyor mu bize? Aklını kullan, zaman değerli, kendini geliştir ( bir günün önceki ile aynı olmasın), iradeni kullan(kimseye teslim etme), karşılıksız iyilik yap, tefekkür et...
Mış gibi yaşamlar / Doğan Cüceloğlu
Aklı,düşüncesi çocuğuna yardım etmekle dolu olduğu halde asık yüzlü,kırıcı,ilgisiz anne veya babaları; öğretmen olduğunu söyleyen ama hiç kitap okumayan insanları göreceksiniz. Üstelik mış gibi yaşam, insanların bu anlayışla oluşturduğu ya da işlettiği kurumlar yoluyla giderek tüm topluma yayılıyor: vatandaşa yardım etmek için oluşan bürokrasi, köstek olmak konusunda uzmanlaşıyor; güven duymamız için oluşturulan kurumlar güvensizliğin kaynağı haline geliyor; adaleti sağlamak için yapılan yasalar adaletsizliğin düzenini sürdürüyor. Kimimizin körleşip fark etmediği, kimimizin kanıksayıp yadırgamadığı mış gibi bir yaşam yaşıyoruz- diyor Doğan Cüceloğlu. Hissetmiş gibi, sevmiş gibi, yapmış gibi... Yaşıyormuş gibi görünüp de aslında yaşamamak...Ve yaşamadığının farkında bile olmamak.
Ne acı! Boşa geçmiş, harcanmış hayatlar.
Od / İskender Pala
Roman ilk çıktığında denk geldim ve İskender Pala'nın röportajını izledim. "Yunus'un mezarına gidip helallik istedim, yazdıklarım biraz eksik biraz fazla ise affet diye." Bunu anlatırken gözünden iki damla yaş aktı. Kitabı bu yüzden aldım. Bu yaşıma kadar hiç bir kitabı ikinci kez bile okumamışken, "Od"U dördüncü okuyuşum. Okurken Yunus'u da kendini de tanıyorsun.
"dertli ne ağlayıp gezersin burda,
ağlatırsa mevla'm yine güldürür.
nice aşık kondu göçtü buradan,
ağlatırsa mevla'm yine güldürür."
Sineklerin Tanrısı / William Golding
Başlangıçta çocuk kitabı gibi gelse de ısrarla okumaya devam ettim.ödülünü haketmiş bir kitap. Aligori kullanarak, insanın içindeki harmanlanmış iyi ve kötüyü; bazılarının "Sineklerin Tanrısı" nın etkisinde kalırken, bazılarının herşeye ramen bundan kurtulabildiğini güzel anlatmış.Romanı ilk 1954 yılında yayımlamış, fakat anlattığı her konu güncelliğini koruyor maalesef.Golding'in hayat hikayesini ve romanı da okuduktan sonra neden 20 den fazla yayınevinin bunu baskıya almadığını (söylenti olduğu söylense de) anlıyorsunuz.
Çi / Azra Kohen
"Unutma!
Ne olduğunu bulma savaşındasın!
Korkma!
Vazgeçmezsen başaracaksın!
Bil!
Yarattığın etkinin tepkisini deneyimlemek için burdasın.
Çünkü... etkinin tepkisidir hayat."
Çok zor ve bitmek bilmeyen bir savaş. Ve bütün savaşlar gibi acımasız. Öğütüyor dişlilerin arasında bizleri.
Etiketler:
Akilah Azra Kohen,
azra kohen,
başarmak,
book,
çi,
hayat,
kitap
Fi / Azra Kohen
"Hayat sadece hissettiğindir. Hissettiğini şekillendirmek senin elindedir. Yaşadığın deneyimler hissettiğin şeylere şekil verir ama,neyi yaşayıp neyi reddedeceğini seçmek senin elindedir. Deneyimlerini seç!" diyor Azra Kohen.
Gerçekten öyle mi? Kader kavramını son zamanlarda tekrar irdeliyorum.
Seçimlerimiz mi belirliyor gerçekten hayatımızı; yaşadıklarımız tercihlerimizin sonucu mu? Peki doğduğun bölge, millet, ailenin statüsü ve maddi durumu? Bunlar hayatını şekillendirme noktasında büyük etken. Biri şanslı doğarken, biri hayatını sırtında taşıyor bir kambur gibi. Doğduk, mecbur yaşayacağız diyor.
Düşünceler şekillendiriyor bizi, hayatımızı; fakat o düşünce ufkuna ulaşabilmek kolay mı? Yine yaşadığımız çevre, aldığımız eğitim, baktığımız pencere ne kadar önemli o farkındalığa erişebilmek için. Cem Karaca'nın dediği gibi, insanlara "fakirsin sen, fakir kal" şarkısını yaşatıyorlar.
Etiketler:
Akilah Azra Kohen,
azra kohen,
book,
düşünmek,
fi,
hayat,
kitap
Yüzyıllık Yalnızlık / Gabriel Garcia Marquez
Kitabın başında sıkılarak okuduğum, fakat sonuna geldiğimde baştan tekrar mı okusam? dediğim bir kitap.
Marquez bu kitapta hayatı bütün yönleriyle ele almış; en zor ve anlatılmaz taraflarını. Olaylara hem kişi açısından, hem toplum hem de devlettler açısından yaklaşmış.
Nobel'i fazlasıyla haketmiş bir kitap.
Bağırsak ve Psikoloji Sendromu / Dr.Natasha Campbell McBride
"Ne yersen o'sun" felsefesinin tıbben kanıtı!
Bu kitabı kendi sağlığına, çocuklarının sağlığına önem veren bütün annelere ve anne adaylarına öneriyorum. Mutlaka okunması gerekli kitaplardan!!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















