Window to the World

Window to the World

29 Mayıs 2016 Pazar

Yasak Sevişmek / Attila İlhan

Attila İlhan bu şiir kitabı ve özellikle /yasak sevişmek / şiiri ile ilgili olarak:

"Kitaba adını veren bu şiir de benim birçok şiirlerim gibi dışarıdan bakınca rasgele bir sevda şiirir görünüşündedir, ama yine bir çok şiirlerim gibi kabuğunun altında ilginç bir toplumsallık saklar."

ve devam eder:

“kitabın adı yasak sevişmek, şiirin adı da öyle,söz konusu olan da gizli saklı bir sevişmek öyle mi? bu şiirin kökleri taa 1940’lara uzanıyor; gençlik bilmem ne örgütü vardı, önüne geleni sansaryan hanı’na topladılar, bu arada beni de! hasan basri diye bir öğretmen varmış, bu işlerle ilgiliymiş, tanımam görmem, ele geçirememişler, sonunda karısının ardına takılmışlar; adamcağız karısını seviyor, görmeden de edememiş, bu da yakalanmasına sebep olmuş! sonra hasan basri kendini sansaryan hanı’nın üst katından atıp öldürdü, dehşetli etkilemişti beni bu olay. yıllarca içimde ağrıdı durdu, günün birinde, yasak sevişmek oldu çıktı ortaya, eğer bu duyguculuksa, ben duygucuyum arkadaş…”

Çeviri Şiirler / Orhan Veli


"Şiir tercümesinin adamakıllı güç, hatta çok kere imkansız bir şey olduğunu hatırdan çıkarmamak lazım. Burada sadece mütercim olarak konuşmuyorum. Kendim de şiir yazdım. Bir şiirin ancak bir defa söylenebileceğini kendi tecrubelerimle biliyorum." - demiş kendi çeviri kitabında Orhan Veli ve gerçekten de çok doğru bir tespitte bulunmuş.



Sondan Başa / Aziz Nesin

Aziz Nesin; mizahı, sanatçıyı ve sanatını şu şekilde tanımlamaktadır:

   "...Mizah deyince halk yararına işlevi olan görevci mizahı anladığımı baştan söylemeliyim...Beni mizah yazarlığına iten etken, o günkü ortamın koşullarıydı. Kısaca şunu söyleyeyim; genellikle yoksunluk ve yoksulluk, yaşamından gelen bir kızgınlık, öfke, bir hınç alma biçimidir mizah...Her zorluk, her
acı çeken ille de mizahçı olmaz elbet, ama bu ağır koşullar kişinin mizahçı yeteneğini geliştirir...Mizahçının yetişmesi için gerekli bireysel koşuldan da anlaşılacağı üzere, mizah, bir yıkıcılıktır. Mizahçı kırgınlıklarını, nefretini, kinini, öfkesini, hıncını, bilinçli bir biçimde gerçekten yıkılması gereken hedefe yöneltebilir ve mizah silahını halk yararına kullanabilirse, bir olumlu yıkıcı olur...Sınıfsal bilinci olan her yazar, ister istemez güdümlü olduğunu, kendi kendini güdümlediğini bilir.Sınıfsal bilince sahip bir yazarı, bir sanatçıyı güdümlü kılmak hiçbir politikacının hiçbir yönetmenin haddi değildir... Sanatın işlevi?...Bu konuda başkalarınınkine uymayan düşünceler içindeyim...Sanatçının kendini, kendi sınıfıyla özdeşleştirmesi koşuluyla, sanatın işlevi, sanatçının kendini dışlaması, varlaması, ortaya koyması demektir. Sınıfıyla özdeşleşmiş olduğundan, kendini anlatırken sınıfını anlatmış olur."

 

Anıt

Karşı gelme büyüklerine karşı taş kesilirsin

Bak nasıl yığdılar üstümüze taş betonu

Seni bana öldürttüler

Beni de sana

Bizi bize kırdırtıp

Hepimizin adına

Adımız ki Bilinmeyen Asker 

O çok iyi bilinenler

Üstümüze bu anıtı diktiler

Sakın sormayın yarattığımız tarihi bize

Altından kalkıp da veremeyelim diye yanıt

Üstümüze dikilmiş bu görkemli anıt

Bizi taş yapıp susturdular

Ölümsüz olduk artık

( Vakıf - 29 Ekim 1981)


Bütün Şiirleri / Cahit Külebi

Şiir Yöntemim

 Kimse yazmamı istemedi.
Beş yaşımda kendim başladım.
Bu yüzden düşkünlüğüm yok.
Ayda yılda bir anımsarım.
 
Saçılır kır çiçekleri
Ağzımı açtığım zaman.
Sonra birleşir üçü beşi
Birer gümüşten mızrak olur
Gökyüzüne doğru atılan.
 
En çok yurdumdan söz ettim
Doğayla insanla içli dışlı.
Sevinçler, acılar, özlemler...
Hepsi de çatal dişli.
 
İlk ustam oldu benim halk
Belleğimde akıp giden ırmak...
Köylü diliyle türkü çağırdım
Onlarla gülüp ağlayarak.
 
İkinci ustamsa doğa
Şiirlerimde alın terim.
Bozkır türküsüyle doldu ciğerlerim.
Taşları düzleyen rüzgâr gibi
 
Doğayla yontuldu dizelerim.
Üçüncü ustamdı kadınlar.
Tekdüze yaşantıya.
Kaynar dururlar semaver gibi.
 
Onlar öğretti bana sevgiyi.
Gözleri çıra gibi yanar,
Ak badem olur tenleri,
Güvercin kanadına benzer elleri.
Eritip yüreğimde sevgiyi, acıyı özlemi
 
Kurşun döker gibi döktüm tası.
Her biri bir başka biçim aldı.
Oyunlarda şeytanların aynası.
İşte doğrusu sözgelimi
Dokuyup yol üstüne attıklarım
Birer küçük köylü kilimi.
 
Kendisini ve şiirlerini en doğru, en akıcı, en şiirsel ve en güzel yine kendisi anlatmış.  

 

Şehirden Bir Çocuk Sevdin Yine / Cezmi Ersöz

Sen Aslında Çok Eski Bir Şeye Aşıksın


künyeme kazıdım ölü doğmuş sevinçlerimi
ölürsem beni seninle ararlar şimdi

bak, incelirken zehirleniyorsun yavaş yavaş
beni yanaşma ruhum boğuyor geceleri

ölürsem beni seninle ararlar şimdi

yüreğim paslı bir sarnıç
gözyaşlarının demi hala avuçlarımda

sesleniyorsun sevdaların kilitlendiği manastırlardan
yaşamak güçlü olmak değildir her zaman

künyeme kazıdım ölü doğmuş sevinçlerini
ölürsem beni seninle ararlar şimdi. (s.25)

 


İki Kişiye Bir Dünya / Sahibibni Arayan Mektuplar / Ümit Yaşar

Yirmidördüncü Mektup


"Renklerin, kokuların, seslerin ve ışığın bile seni hatırlattığı bir dünyada yaşamak, harikulade bir şey olurdu belki... Ama sen de unutmasaydın. Beni unutmadığını, sevdiğini bilsem her şeye katlanırdım. Unutamamanın biriktirdiği o dayanılmaz acılar, unutulmamanın vereceği eşsiz mutluluğun içinde erir, kaybolurdu." (s.193)

Çile / Necip Fazıl Kısakürek

"Şairliğim on iki yaşımda başladı. 

Bahanesi tuhaftır: 

Annem hastahanedeydi. Ziyaretine gitmiştim... Beyaz yatak örtüsünde, siyah kaplı, küçük ve eski bir defter... Bitişikte yatan veremli genç kızın şiirleri varmış defterde... Haberi veren annem, bir an gözlerimin içini tarayıp:

- Senin dedi: şair olmanı ne kadar isterdim!

Annemin dileği bana, içimde besleyip de on iki yaşıma kadar farkında olmadığım bir şey gibi göründü. Varlık hikmetimin ta kendisi... Gözlerim, hastahane odasının penceresinde, savrulan kar ve uluyan rüzgara karşı, içimden kararımı verdim:

- Şair olacağım!

Ve oldum." der Necip Fazıl.

Bu Memleket Bizim / Şiirleri*1 / Nazım Hikmet

"Bu kitabın yazarı yüreğini, kafasını, kalemini, boydan boya ömrünü halkına vermiş olmakla övünen sıradan bir Türk şairidir. Öte yandan bu şair, adı ,coğrafyası, ırkı, milliyeti ne olursa olsun, milli bağımsızlık, sosyal adalet,barış için döbüşen her halkın bu uğurlardaki savaşlarını şiirlerinde övmüştür. Onların zaferlerini öz halkının zaferleri, yenilgilerini öz halkının yenilgileri, sevinçlerini, acılarını öz halkının sevinci, acısı bilmiştir. Bu kitapta bu acılardan, bu sevinçlerden, bu yenilgilerden, bu zaferlerden yankılar da var.

 

Bu kitap, bir yandan da, bir tek insanın başından gelip geçenlerin hikayesifdir: sevdalarının, yaşayış ve ölüm karşısındaki davranışlarının, korkularının, hastalıklarının, umutlarının, bahtiyarlıklarının, inançlarının hikayesi."

27 Mayıs 2016 Cuma

Sırça Köşk/Sabahattin Ali

Yine Sabahattin Ali, yine müthiş bir gözlem ve sade anlatım. Bütün öyküleri hem hayattan kareler hem de ayrı ayrı dersler.

 

Beyaz Bir Gemi

Tevfik bakışlarını bir denize, bir arkadaşlarına kaydırarakçabuk adımlar atıyor,nefsine küfür üstüne küfür yağdırıyordu."Ne vardı liraları önüne gelene gösterecek? Sen İngiliz lirası görmedinde onlar pek mi gördüler sanki? İşte hiçbirisi kaç paralık banknot olduğunu bilemedi, sen sırrını meydana vurduğunla kaldın..."(s.23)


Katil Osman

"Bu dünya böyledir işte, kimi adam öldürdüğü için katil diye anılır, kimi adı katile çıktı diye adam öldürür." (s.34)


Böbrek

"Yok doktor" dedi, "beni bu halimle sokağa atamazsın.gayrı sattırıp parasını getirtecek bağ, bahçe kalmadı ama, gene de beni bu halimle sokağa atamazsın." ...

Bir gün Profesör Osman, o zorla gülen yüzüyle odaya girdi, sonra Avni Akbulut'a dönerek:

"Hastalığın bu safhası talebe için çok enteresandır, sizi yakın fakülte hastanesine kaldıracağız!" dedi. (s.51)


Bahtiyar Köpek

"Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?" (s.59)


Cankurtaran

"Doktor Bey" dedi, "harmanım yüzüstü kaldı, evim perişan oldu. Sen bizim karıyı veriyon mu, vermiyon mu?"

"Söyledim ya kardeşim, parayı getirmeden veremem!"

"Al öyleyse senin olsun. Köyde karı yok değil a! Hayrını gör!"

Kapıyı vurduğu gibi çıktı.İki adım ötede, duvarın dibine sinmiş bekleyen Asiye'yi görmeden merdivenlerden indi gitti. (s.91)


Sırça Köşk

"Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter." 

5 Mayıs 2016 Perşembe

Gülün Adı /Umberto Eco


"Efendimizin kılıcıydık biz; hepinizi daha çabuk öldürebilmek için suçsuzları da öldürmek zorundaydık. 

Daha iyi bir dünya istiyorduk; herkes için barış, sevgi ve mutluluk dünyası. 

Sizin açgözlülükle yürüttüğünüz savaşı öldürmek istiyorduk; 

adaleti ve mutluluğu sağlamak için biraz kan dökmek zorunda kaldık diye bizi niçin kınıyorsunuz?"

 
Yazar ortaçağ uzmanı aynı zamanda. O dönemi anlatıyor kitabında, fakat bu günü de net olarak görüyorsunuz.