Window to the World

Window to the World

16 Ağustos 2016 Salı

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git / Susanna Tamaro


"Oh Şiva, nedir senin gerçeğin?
Bu hayret verici evren de ne?
Tohumu yapan ne?
Evrenin tekerleğini kim çeviriyor?
Biçimlerin özünü saran
bu biçimler ötesi yaşam da ne?
Mekanın ve zamanın ötesinde
adların ve huyların dünyasına
nasıl gireriz derinlemesine ?
Aydınlat benim kuşkularımı..."





Sorgulayan arıyordur, aradığını bulur; ulaşamasa da sorgulamayana göre daha yakındır aradığına... en azından bunun çabasındadır.

Bir süredir kitaplığımdan ayrılamıyorum. Eskiden (15-20 yıl önce) okuduklarımı tekrar okuyorum.
Susanna Tamaro, Olga'nın içine öyle bir projektör, öyle bir mercek tutmuş ki ben tutabilirmiyim bilmiyorum. Yürek ister.

"Çok uzun yaşadım ve pek çok kişi yitirdiğim için artık biliyorum ki yokluklarıyla değil de - onlarla bizim aramızda -
söylenemeden kalan sözler yüzünden keder verirler asıl."

"Her zaman yapılan yanlış nedir bilir misin? Yaşamın değişmez olduğunu sanmak, trenin ray değiştirmeden sonsuza kadar
gideceğini düşünmektir. Oysa kaderin hayal gücü bizimkinden daha renklidir. Artık çıkış yolunun kalmadığını sandığın bir
durumda umutsuzluğun zirveye vardığında, rüzgar hızıyla herşey değişir, altüst olur ve bir andan ötekine geçerken kendini
yeni bir yaşantının içinde bulursun."

"Yanlışlık yapmak doğaldır, ama bunlardan ders çıkarmadan ilerlemek bir yaşamın anlamını yitirmesine yol açar."

""Yalnızca acı insanı geliştirir,"diyordu,"ama acıya göğüs göğüse germelisiniz, kaçmaya çalışan ya da ağlayıp sızlanan kaybetmeye
mahkumdur.Mükemmel olduğunu söyleyene güvenmeyin," diyordu, "yanıtların cebinde hazır olduğunu söyleyenlere inanmayın,
yalnızca yüreğinizin sesine kulak verin.""

Sen yüreğinin sesini dinledin mi? Ne diyor?

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Semerkant / Amin Maalouf

 

Kitabı 2012-2013 yıllarında okumuştum. Geçen gün kitaplıktan çıkarıp sadece şairin bir rubai'sine bakıp yerine koymaktı niyetim. Fakat Hayyam beni uzun bir yolculuğa sürükledi tekrar. Yaşadığı dönemde de şimdi de genellikle dinsiz şair diye tanınır; lakin matematik, astronomi ve felsefede insanlığa uluslararası üne sahip eserler kazandırmış. Aynı zamanda siyasi bir deha olan Nizamülmülk ve Haşhaşiler tarikatının kurucusu olan Hasan Sabbah ile aynı dönemde yaşamış ve etkileşimde bulunmuştur. Amin Maalouf bir toplumbilimci ve gazeteci olması nedeniyle dönemin olaylarını da roman tadında çok güzel aktarmış. Aşkı, siyaseti, tarihi, bir çok konuyu sade bir dille anlatmış. 

 

 

"Hiç, hiç bir şey bilmiyorlar, bilmek istemiyorlar
Şu cahillere bak, dünyaya egemen onlar.
Onlardan değilsen eğer, sana kafir derler
Onlara aldırma Hayyam, yoluna devam et."

 

Ömer Hayyam:
"- Ben, imanı yargı korkusu, duası da secde etmek olanlardan değilim. Nasıl mı dua ederim? Güle bakarım, yıldızlara bakarım, yaratılışın güzelliğine hayran kalırım, Yaradan'ın en büyük, en güzel eseri olan insana, bilgiye açlık duyan beynine, sevgiye susamış olan yüreğine, duyularına hayranlık duyarım."

 

Semerkant Elyazması'ndan bir alıntı:

"Üç arkadaş, İran'ın yüksek yaylalarında geziniyordu.Karşılarına bir pars çıktı. Yeryüzünün en vahşi yaratığı idi.

Pars üç adama uzun uzun baktı ve onlara doğru koşmaya başladı.

Birincisi, en yaşlı, en zengin, en güçlü olanıydı. Haykırdı:
"Bu yörelerin efendisi benim, bana ait toprakları bir hayvanın altüst etmesine asla izin vermem."
Yanındaki iki av köpeğini parsın üzerine saldı.Köpekler parsı ısırdılar, ama bu onu daha güçlü kıldı. İki köpeği de öldürdü
ve sahiplerine saldırdı, karnını deşti."
Nizamülmülk'ün kısmetine düşen buydu.

İkincisi kendi kendine:
"Ben bir bilim adamıyım, herkes beni sayar, neden kaderimi bir parsla köpeklere terk edeyim? dedi,
arkasını dönerek savaşın sonucunu beklemeden kaçıp gitti. O günden beri bir mağaradan diğerine, bir kulübeden diğerine,
pars onu izliyor inancı ile dolaşıp duruyor.
Ömer Hayyam'ın kısmetine düşen buydu.

Üçüncüsü bir iman adamıydı. Parsa ellerini açarak yaklaştı, gözleri hükmediyor, ağzı laf yapıyordu:
"Bu topraklara hoş geldin.Arkadaşlarım benden zengindi,onları soydun; benden gururluydu,başlarını eğdirdin."dedi.
Hayvan dinliyordu.Büyülenmiş, yola gelmiş gibiydi.Üçüncü adam onu evcilleştirmeyi becerdi.O günden sonra
hiçbir pars ona yaklaşamadı, insanlar da uzak durdu.
Hasan Sabbah, yerüzündeki vahşeti evcilleştirmeyi herkesten iyi becermiştir.