Bir analiz uzmanının dikkatiyle akıl yürütme becerisi, uzman bir psikoluğun bilgisiyle insanın ruh derinliklerine inmesi, insanı pek çok yönüyle tahlil etmesi, uslübuyla ve daha bir çok konudaki bilgisiyle beni kendine hayran bıraktı Peyami Safa.
Özellikle de hayat hikayesini bir kez daha okuduktan sonra, öğrenmenin ne okulla ne de yaşla ilgi olmadığını bir kez daha anladım.
"İş hayatından daha büyük mektep, tecrübeden daha büyük ders, ihtiyaçtan daha büyük mürebbi,tecessüsten daha büyük öğretmen, muvaffakiyetten daha büyük diploma olur mu?"
"Birçok hastalıkların sebebini hastanın vücudundan evvel hayatında aramak lazımdır. Yani hastalık, çok defa kaderin aksiliklerine karşı ruhun ve onun peşinden vücudun isyanıdır."
"Tecrubeden sonraki idrak evvelkinden çok daha pahalıdır..."
"Bizim ebedi kalmaya namzet tarafımız, herkese, her şeye, her zamana, her mekana şamil ve Allah'a bağlı olan bu "şuurüstü"ruh bölgemizdir. Onu geliştirdiğimiz nisbette yalnızlık dramımızdan kurtuluruz. Her şeyle, herkesle, her zaman ve her mekanla, nihayet Allah'la beraber-bir seviyede değil, birlikte- oluruz."
Yazarın dediği gibi:"Basit bir dünyada değiliz..."
Düşünen, "gerçeğin" peşinde olanlar için arayış hiç bitmiyor. Ta ki bulana kadar.
Peki ararken, belli bir odak noktamız olduğu için burnumuzun dibindekileri görmüyor olabilirmiyiz.
Aradığımız, kafa yorduğumuz, uğrunda uykusuz geceler geçirdiğimiz, kurbanlar verdiğimiz,ibadetler yaptığımız, dualar ettiğimiz O'nu nasıl bulacağız? Nerede bulacağız?
O'nu bize kim anlatacak? Anlatılanların doğruluğunu kim doğrulayacak?
Doğru ya da yanlış yapmanın sorumluluğunu üzerine kim alacak?
Siddhartha
daha genç bir delikanlı iken inandıkları üzerine sorgulamalar yapar ve
bu arayışın neticesinde birkaç yıl fakir,gezgin ve sefil bir hayat
yaşar; oruç tutar, meditasyon yapar, düşünür.
Bunlar onu bedenen ve zihnen çok güçlendirir, ancak aradığını bulamamıştır.
Yolu Budha ile kesişir, onun da öğrencileri arasına katılmaz ve bilge kişiye der ki:
"Ben'den
kurtulmaya çalışırız biz Samanalar, ey ulu kişi. Öğrencilerinden biri
olsam, korkarım kendi Ben'im sadece görünürde, sadece yalancıktan sükun
bulup esenliğe kavuşacak, oysa gerçekte yaşamını sürdürüp büyüyecek
giderek,çünkü o zaman öğretiyi, senin peşine takılmamı, sana duyacağım
sevgiyi, keşişler topluluğunu kendi Ben'im yapmış olacağım."
Tekrar
bilinmez yollara düşer ve sorgulama devam eder. Sorguların neticesinde,
aslında bu dünyada en iyi tanıması gereken kişiyi en az tanıdığını
farkeder: kendini. Bir çok sorusuna cevap bulup aydınlanmışken yolculuğu
boyunca karşılaştıkları onu dünya hayatının lezzetlerine ve
aldatmacasına çeker. Ve bu uzun yıllar devam eder.
Kendinden nefret eder hale gelmiştir. Artık düşünmez ve iç sesini bile duyamaz haldedir.
Bahçesinde oturur, uzun uzun düşünür bunu. Karar verir ve herşeyi habersizce terk edip yine yollara düşer.
Yorgun ve umutsuz uyuya kaldığı yerde öyle bir huzur bulur ki kayıkçı Vasudeva'nın yanında Irmak kenarında kalır;
Yazgıyla savaşı bırakır. Irmak ona zamanla herşeyi öğretir:
Hayatın
da bir ırmak gibi akıp gittiğini, sabrı, sevmeyi, dinlemeyi, empatiyi, kibrin gözü kör ettiğini,açgözlülükten arınmak
gerektiğini,huzuru, zamansızlığı, dualiteyi,herşeyin bir bütünün parçası olduğunu...
Varlığından sonradan haberdar olduğu oğluyla verdiği sınavda öğrenir ki:
"Sonuna kadar çekilmemiş ve çözüme kavuşturulmamış çileler dönüp geliyor, boyuna aynı çileler çekiliyordu."
Herman
Hesse 1946 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almış olan bu kitabında,
insanın öz benliğini bularak uygarlığın yerleşik biçimlerinden
kurtulmaya çalışmasını işler.
"Denemeler" Kendini Tanı düsturunun bütün bir ömre uygulanmasıdır.
Montaigne'e göre insan düşüncesi sistemleri kırarak gelişir, çünkü
hiçbir sistem hayatı ve insanı bütün zenginliğiyle kucaklayamaz.
"Erdemli olmayı göze al; bu yola gir;
İyi yaşamayı sonraya bırakan; yolunda bir ırmağa rastlayıp da akıp geçmesini bekleyen köylüye benzer;
Irmak hiç durmadan akıp gidecektir" der Horatius.
"Hekiminiz uykuyu, şarabı ve eti sizin için zararlı görüyorsa
üzülmeyin; ben size onun gibi düşünmeyen bir başka hekim
bulurum."(Sağlık üstüne)
Montaigne şehir hayatından kaçmış ve
denemeleri keyif için yazmıştır. Düşünmüş, sorgulamış, içe yolculuk ve
özeleştiri yapmış, kendini tanıyıp anlatırken aslında insanlığı anlatmış
ve okuyucuyu da bu sorgulamayı yapmaya itmiş & itmeye devam ediyor.
"Şu hikayeyi nerde dinledim bilmiyorum, ama adaletimizin vicdanı üstüne tam bir düşünce veriyor. Bir köylü kadın, hakseverliğiyle ünlü bir generale bir askerini şikayet etmiş; bu askerin zorla ufacık çocuklarının elinden birkaç lokmalık lapayı aldığını; çocuklarına yedirecek başka hiçbir şeyi kalmadığını, çünkü ordunun çevredeki bütün köyleri talan ettiğini söylemiş. Ama hiç kanıt yokmuş ortada. General kadına: İyi bak ve düşün; haksız yere suç yüklüyorsan ceza görürsün, demiş. Kadın diretince, işin doğrusunu anlamak için askerin karnını yardırıvermiş. Ve kadın haklı çıkmış. Sorgusu içinde idam cezası."(Vicdan Üzerine)