Siddhartha / Hermann Hesse
Düşünen, "gerçeğin" peşinde olanlar için arayış hiç bitmiyor. Ta ki bulana kadar.
Peki ararken, belli bir odak noktamız olduğu için burnumuzun dibindekileri görmüyor olabilirmiyiz.
Aradığımız, kafa yorduğumuz, uğrunda uykusuz geceler geçirdiğimiz, kurbanlar verdiğimiz,ibadetler yaptığımız, dualar ettiğimiz O'nu nasıl bulacağız? Nerede bulacağız?
O'nu bize kim anlatacak? Anlatılanların doğruluğunu kim doğrulayacak?
Doğru ya da yanlış yapmanın sorumluluğunu üzerine kim alacak?
Siddhartha
daha genç bir delikanlı iken inandıkları üzerine sorgulamalar yapar ve
bu arayışın neticesinde birkaç yıl fakir,gezgin ve sefil bir hayat
yaşar; oruç tutar, meditasyon yapar, düşünür.
Bunlar onu bedenen ve zihnen çok güçlendirir, ancak aradığını bulamamıştır.
Yolu Budha ile kesişir, onun da öğrencileri arasına katılmaz ve bilge kişiye der ki:
"Ben'den
kurtulmaya çalışırız biz Samanalar, ey ulu kişi. Öğrencilerinden biri
olsam, korkarım kendi Ben'im sadece görünürde, sadece yalancıktan sükun
bulup esenliğe kavuşacak, oysa gerçekte yaşamını sürdürüp büyüyecek
giderek,çünkü o zaman öğretiyi, senin peşine takılmamı, sana duyacağım
sevgiyi, keşişler topluluğunu kendi Ben'im yapmış olacağım."
Tekrar
bilinmez yollara düşer ve sorgulama devam eder. Sorguların neticesinde,
aslında bu dünyada en iyi tanıması gereken kişiyi en az tanıdığını
farkeder: kendini. Bir çok sorusuna cevap bulup aydınlanmışken yolculuğu
boyunca karşılaştıkları onu dünya hayatının lezzetlerine ve
aldatmacasına çeker. Ve bu uzun yıllar devam eder.
Kendinden nefret eder hale gelmiştir. Artık düşünmez ve iç sesini bile duyamaz haldedir.
Bahçesinde oturur, uzun uzun düşünür bunu. Karar verir ve herşeyi habersizce terk edip yine yollara düşer.
Yorgun ve umutsuz uyuya kaldığı yerde öyle bir huzur bulur ki kayıkçı Vasudeva'nın yanında Irmak kenarında kalır;
Yazgıyla savaşı bırakır. Irmak ona zamanla herşeyi öğretir:
Hayatın
da bir ırmak gibi akıp gittiğini, sabrı, sevmeyi, dinlemeyi, empatiyi, kibrin gözü kör ettiğini,açgözlülükten arınmak
gerektiğini,huzuru, zamansızlığı, dualiteyi,herşeyin bir bütünün parçası olduğunu...
Varlığından sonradan haberdar olduğu oğluyla verdiği sınavda öğrenir ki:
"Sonuna kadar çekilmemiş ve çözüme kavuşturulmamış çileler dönüp geliyor, boyuna aynı çileler çekiliyordu."
Herman
Hesse 1946 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almış olan bu kitabında,
insanın öz benliğini bularak uygarlığın yerleşik biçimlerinden
kurtulmaya çalışmasını işler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder