Window to the World

Window to the World

10 Eylül 2016 Cumartesi

Siddhartha / Hermann Hesse

Düşünen, "gerçeğin" peşinde olanlar için arayış hiç bitmiyor. Ta ki bulana kadar.
Peki ararken, belli bir odak noktamız olduğu için burnumuzun dibindekileri görmüyor olabilirmiyiz.
Aradığımız, kafa yorduğumuz, uğrunda uykusuz geceler geçirdiğimiz, kurbanlar verdiğimiz,ibadetler yaptığımız, dualar ettiğimiz O'nu  nasıl bulacağız? Nerede bulacağız?
O'nu bize kim anlatacak? Anlatılanların doğruluğunu kim doğrulayacak?
Doğru ya da yanlış yapmanın sorumluluğunu üzerine kim alacak?

Siddhartha daha genç bir delikanlı iken inandıkları üzerine sorgulamalar yapar ve bu arayışın neticesinde birkaç yıl fakir,gezgin ve sefil bir hayat yaşar; oruç tutar, meditasyon yapar, düşünür.
Bunlar onu bedenen ve zihnen çok güçlendirir, ancak aradığını bulamamıştır.
 

Yolu Budha ile kesişir, onun da öğrencileri arasına katılmaz ve bilge kişiye der ki:

"Ben'den kurtulmaya çalışırız biz Samanalar, ey ulu kişi. Öğrencilerinden biri olsam, korkarım kendi Ben'im sadece görünürde, sadece yalancıktan sükun bulup esenliğe kavuşacak, oysa gerçekte yaşamını sürdürüp büyüyecek giderek,çünkü o zaman öğretiyi, senin peşine takılmamı, sana duyacağım sevgiyi, keşişler topluluğunu kendi Ben'im yapmış olacağım."

Tekrar bilinmez yollara düşer ve sorgulama devam eder. Sorguların neticesinde, aslında bu dünyada en iyi tanıması gereken kişiyi en az tanıdığını farkeder: kendini. Bir çok sorusuna cevap bulup aydınlanmışken yolculuğu boyunca karşılaştıkları onu dünya hayatının lezzetlerine ve aldatmacasına çeker. Ve bu uzun yıllar devam eder.
Kendinden nefret eder hale gelmiştir. Artık düşünmez ve iç sesini bile duyamaz haldedir.
Bahçesinde oturur, uzun uzun düşünür bunu. Karar verir ve herşeyi habersizce terk edip yine yollara düşer.

Yorgun ve umutsuz uyuya kaldığı yerde öyle bir huzur bulur ki kayıkçı Vasudeva'nın yanında Irmak kenarında kalır;
Yazgıyla savaşı bırakır. Irmak ona zamanla herşeyi öğretir:
Hayatın da bir ırmak gibi akıp gittiğini, sabrı, sevmeyi, dinlemeyi, empatiyi, kibrin gözü kör ettiğini,açgözlülükten arınmak gerektiğini,huzuru, zamansızlığı, dualiteyi,herşeyin bir bütünün parçası olduğunu...

Varlığından sonradan haberdar olduğu oğluyla verdiği sınavda öğrenir ki:
"Sonuna kadar çekilmemiş ve çözüme kavuşturulmamış çileler dönüp geliyor, boyuna aynı çileler çekiliyordu."


Herman Hesse 1946 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almış olan bu kitabında, insanın öz benliğini bularak uygarlığın yerleşik biçimlerinden kurtulmaya çalışmasını işler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder